Erzincan'dan Kemah'tan, yar gelir oynamaktan / Ahmet TAN

Anasayfa » Kemah Yazıları » Erzincan'dan Kemah'tan, yar gelir oynamaktan / Ahmet TAN
share on facebook  tweet  share on google  print  

Erzincan'dan Kemah'tan, yar gelir oynamaktan / Ahmet TAN

"Kemah Yazıları" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Erzincandan



























"Munzur eteğinden notlar"
yazı dizisi;
Usta gazeteci Ahmet TAN'ın 1988 Ağustos ayında Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yayınlanmıştır. Kendisi de aslen Kemah'lı olan Ahmet TAN 'ın bilinen nükteli ve edebi üslubuyla bir solukta okunan yazı dizisini; bazen gülerek, bazende hüzünlenerek okuyacaksınız. Ve Kemah'ta kederlenip; 
"Yedi renk üstüne hareli dumanlı başı göklere yükselen" munzurlarda yüreğinizi serinleteceksiniz...

Kemahkalesi.com






Erzincan’dan Kemah’tan, yar gelir oynamaktan



KEMAH — "İşkilli turist"
psikolojisi ile otelciye üsteliyorsunuz:

— Bu bin beş yüz lira ne?
— Oda ağabey.. Adam başı bir kişi bin beş yüz lira. Kadeve madeve içinde.
— Bir gecelik mi?
— He ya..
— Yani sabaha kadar.. Yatak ücreti olarak?
— Ağabey, gece uyanıp her saat başına para kesecek değiliz ayıbediysiniz..
— Tamam tutuyoruz. Kızma. Biraz ucuz geldi de. Ama bir odaya göz atalım, çarşaflar.
— Buyurun.. Çarşaf var..
— Çarşaflar temiz mi?
— Temiz ağabey. Daha geçen hafta degiştirdim. Bir adliye kâtibinin üniversiteli yeğeni uyudu. En temiz oda burası.
— Üç bin verelim bir de şu çarşafların temizini.
— Ağabey başka çarşaf yok. Vallah temizdir. Bir kere yatıldı.

Çaresiz  "he" diyorsunuz. Parkta uyumak için hava çok serin.

Burası cumhurbaşkanı yetiştiren ilçemiz. Pencereden "Fahri Korutürk Meydanı" görünüyor

Meydanın bir ucundan Fırat'a doğru uzayan söğütlü yolun köşesinde bir başka tabela:
"Kemal Cantürk Caddesi". Otelci, kimlik defterini dolduruyor.

Gazeteci müşteri ağırlamanın sorumluluğu içinde bilgi ikram etmek zorunda hissediyor kendisini:

— Ağabey, bizim buraların suyundan mı toprağından mı mühim adam yetişir. Bilhassa ara rejimlerde.. Mesela herhalde Türkiye'de yüzlerce ıiçe var, bir Korutürk bizden çıkıyor.. Al, Yıldınm Akbulut'u adam Meclis Başkanı. Yani Reisicumhur vekili.. Bizim vilayetten. Kemal Cantürk var. Yarım saat uzaktaki bir köyden. Aşağıda bir saatlik otedeki Eğinden Zeyyat Baykara  vardı. Başbakan yardımcısı oldu kaç kere..  Zeki Yavuztürk var. Eskilere gidince Şemsettin Günaltay var. Tek partinin en mühim adamlarından. Ama dedim ya hiçbirinin bir faydası olmadı bu memlekete..

— Yani Turkiye'ye mi?
— Türkiye'yi bilmem. Bizim buraya. Kemah'a yani. Kemah 50 yıl önce ne ise şimdi de o. Değişen kaymakam, belediye başkanı bir de mevsimleri.
 

"Cumhurbaşkanı yetiştiren, yarım saat ötesinde reisicumhurvekili üreten"
bu ilçenin nüfusu 3 bin küsur.  İlçeye bağlı 62 köy var Bunlarla birlikte taş çatlatılsa nufus toplamı 8 bini bulmuyor.
      
Kemah'ın ilçelik "etiketi" yeni zamanların yani seçim kaygılarının, oy alma hesaplarının ürünü değil. Kemah Yavuz Sultan Selim’in 1514’teki Çaldıran zaferinden bu yana önemli olagelmiş. Erzurum beylerine bağlı bir sancakmış.

Fırat’ın kıyısında yükselen çıplak yalçın dağların üzerinde kurulan Kemah Kalesi’nin dibinde 1000 yıldır varlığını sürdürüyor.

Otelci 50 yıl diyor. Ama ortalığa bakınca 50 yıl “laf ola” kalıyor. Kemah gerçekten bir başka çağı yaşıyor gibi... Sanki zamanın ötesinde bitmez tükenmez bir beklemeye girmiş.

Bu bekleyiş, bu ilahı durgunluk, dağa taşa sinmiş. Karlı tepeleri bulutlara gomülü Munzur dağlarının gölgesinden Fırat'ın ağzındaki Selçuklu Sultanı Melik Şah'ın tepesine dev bir teneke huni geçirilmiş, şişman bir roketi andıran türbesinin parmaklıklarına, istasyonun karşısında ağustos aydınlığında daha da görkemli duran tunelin kocaman zifiri karanlık ağzından, çarşının ortasında caminin duvarı dibinde tespih çeken yaşlıların yüz çizgilerine boz bulanık suyu hafif ürpertilerle söğütler arasında akıp giden Fırat Nehri’ne kadar, bu bekleyiş kayalardan yansıyan ve betonlanmış sokaklarda katmerlenen sıcak gibi kendisini hemen hissettiriyor.

Otomobil falan yok ortalıkta birkaç inşaat kamyonu kenerda köşede parketmiş. Bir de belediye önünde bir iki kamyonet.

Kemah'ta trafik mırafik yok. Olmayacak da Çünkü bu ilçe tepenin yamacında kurulu. İlçenin üçte ikisine basamak yollar egemen. Kenti kuranlar bir gün motorlu taşıt icadedileceğini hesap etmemişler. Kemah'ın bugünkü sahipleri ise atalarının hesaplarını bozmaya niyetli değiller. İlçenin iki ağırlık noktası var. Biri aşağıda Fırat kenarındaki istasyon binası. Öteki en az beşyüz metre yükseklikteki hükümet binası ile çarşı ve camisi.

Kemah’taki durağan-bitkisel yaşamın göstergeleri de var :

“Turistik Belediye Oteli Palas” yaptırıp yatıracak muşteri bulamayınca belediyenin otelin odalarını depo ya da tek tek çevrede inşaatlarda calışanlara kiralaması gibi. Geriye bin yıllık Kemah'ta otel diye bir lokantanın üst katındaki birkaç odaya birkaç somya atarak üstünde asırlık yatak çarşaflarıyla gelecek turistleri birlikberaberlik ruhu içinde yatırmak kalıyor.

Osmanlı dönemi Erzurum Beylerbeyliği'nin Kemah Sancağı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin Kemah ilçesi aynı yer mi?

Akşam.
Hava henüz kararmış. Kapanmakta olan tüm bakkalları (beş tane) beş dakika içinde sorguya çekiyorsunuz:

— Beyazpeynir sahiden yok mu?
— Yok beyim.
— Kaşar.. Ya da Erzincan tulumu meşhur.. O da olur.
— Burada bakkalda peynir meynir satılmaz.
— Neden?
— Peyniri kim yiyecek. Herkes evinde yiyor. Peyniri yabancı yer. Yabancının da burada ne işi var ki?

Yabancı yok peynir de yok. Ama maşallah yerliler için yabancı mal çok. Eşek yularları, katır boncuğu, Sümerbank basması, çalı süpürgesi, Hacı Şakir sabunları arasında Chivas Regal, siyah etiketli
Johnny Walker'larla karşılaşmak o şişelerden bir tanesini kafaya dikmiş gibi yapıyor insanı.

Ot en büyük dert Çünkü dağlarda "eşek dikeni" ve "gavur kellesi" denilen dikenli çalılar dışında bitki çok az. Arpa yulaf da sulamayı gerektiriyor. Bu yüzden dere kenarlarından yolunan otlar harmanlarda kurutulup dövülerek hayvanlar için kış konservesi yapılıyor. (fotograflar Ahmet Tan)

Kemah'ta çağa uyamamanın gerisinde takılıp kalmanın bır nedeni sarp konumu. Ötekisi ise karayolundan uzak oluşu gösteriliyor.


"Bitki"sel yaşam

Dağdan taştan yansıyan bu ilahı bekleyiş atmosferi Kemah'ın bitkisel yaşam sürdüdüğü izlenimi veriyor. Bu izlenimi bir başka şey daha güçlendiriyor:

Ahırda uzun bir kış geçirecek hayvanları için civar tepelerden ot toplayan ve otları sırtlarında taşıyan Kemahlılar. Ot taşımaya hükümlü olmak "bitkisel yaşam"ın bir başka göstergesi olabilir mi.

Kemahlının içinde gizli coşkular, zenginlikler, üstü örtülü isyanlar var:

— Erzincan'dan Kemah’tan/Yar gelir oynamaktan/Yarin parmağı şişmiş/Zil çalıp oynamaktan.. diye türkü tutturan bıyığı yeni terlemiş bir Kemah delikanlısı ile “Mesel" dedikleri "olmuş hikâyelerden" anlatan bir Kemah yaşlısının söyledikleri.

İşte mesellerden biri:

"Yoksul ve dermansız bir kadın iki küçük çocuğu ile Fırat'ın kenarına gelir, karşıya geçecektir. Çocuklardan birini sırtlar binbir güçlükle karşı kıyıya gotürür bırakır. İkinci yavruyu almak üzere geri dönerken birden akıntıya kapılır, Fırat haykırışlar içinde kadını sürükler. İki çocuk iki kıyıda çığlıklar içinde kala kalır.Olayı biraz ötede söğütün gölgesinde izleyen bir dede elini havaya kaldırır:

— Ey ulu tanrı, bu işi kazara kullarından biri yapsaydı yeri göğü dağıtır, kulunu cehennemin dibine gönderirdin. Peki bu senin yaptığın nedir, niyedir?"

"Bu mesel"de parmağı saz çalıp oynamaktan yorulan yarin türküleri de Munzur eteğindeki bitkisel yaşamın daha binlerce yıl sürüp gideceğinin habercisi gibi.


Ahmet TAN
05 Ağustos 1988, Cumhuriyet




Yayına Hazırlayan:
Abdullah Bozdemir

Kemahkalesi.com



Sonraki Yazı : Planetimiz üzerindeki bir köyden



 

Kaynak : Ahmet Tan - Cumhuriyet Gazetesi
Tür : Gezi Tarih : 05.07.2012
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Araçlar
       
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this  
Gurbet ve Sıla Hatıraları
  • Doğu Ekspresi